|
Bugün: 20 Mayıs 2012 Pazar
SON DAKİKA
Katliamın Otuz ikinci yıldönümü Nedeniyle Maraş’ta Yapılan Anma Üzerine Düşünceler…
Ali KARAKAYA
“Gel benim derdime bir derman eyle, Âlemler derdine derman olansın. Özümün hükmüne bir ferman eyle, Âlemler hükmüne ferman olansın” Pir Sultan Abdal
Bundan tam otuz iki yıl önce, 19 Aralık 1978’de Maraş’ta Aleviler büyük bir kıyım yaşadılar. Türkiye Cumhuriyetinin tüm kurumsal yapılarının gözü önünde, sayısı yirmi milyonlarla ifade edilen Alevi toplumunun gözü önünde, Maraşlı Alevilere tüm Türkiye’nin seyri âleminde tam bir faşist tertiple tezgâhlanmış bir pogrom uygulandı. Aradan geçen otuz iki yıl sonrasında, ilk defa 19 Aralık 2010 günü, Maraş’ta Alevi Katliamının yıldönümü nedeniyle “Alevi Bektaşi Federasyonu” tarafından anma etkinliği düzenlenebildi. Bu etkinlik sırasında 'Bozkurt' işareti yapan yaklaşık 500 kişilik faşist bir grubun, tören alanına doğru yürümesi gerginliğe neden oldu. Polis alarma geçerken, kısa süren arbedenin ardından, tören aceleyle tamamlandı ve anma toplantısı yapanlar alelacele alandan ayrıldılar. Aradan otuz iki yıl gibi uzunca sayılabilecek bir zaman dilimi geçmesine rağmen, modern demokratik Alevi örgütlenmesi, böyle bir anmayı güçlü ve etkili bir şekilde yapacak nitelik ve niceliğe ulaşmaktan uzak bir görüntü verdi. Ulu mürşidimiz Pir Sultan Abdal’ın yukarıdaki deyişinde dile getirdiği gibi, derdimize derman olacak bir yol örgütlenmesini gerçekleştirmiş olmaktan ne yazık ki çok uzak bir görüntü sergilendi.
Modern demokratik Alevi örgütlenmesi hangi ihtiyaçtan doğdu? Sanırım bu soruyu sağlıklı değerlendirmek, şu anki Alevi kurumsal örgütlenmesinin toplum ile kurduğu fonksiyonel etkinliğinin irdelenmesinde, örgütsel başarılarının ve yetersizliklerinin analizinde, oldukça aydınlatıcı olacaktır. Tüm devlet organizasyonlarında en büyük örgütlü güç; yasama, yargı, yürütme ile birlikte ordusu, jandarması, polisi, istihbarat teşkilatı, cezaevleri, eğitim kurumları, medyası v.s tüm kamu ve özel kurumlarıyla devletin kendisidir. Devlet organizasyonunun denetimi dışında üç dört gün sürecek bir pogrom, bir kıyım uygulamak neredeyse imkânsızdır. Maraş, Çorum, Sivas, Gazi katliamları böyledir. Dersim katliamı ise bunun da ötesinde, direk orduyla yapılan büyük bir devlet operasyonudur. Osmanlı imparatorluğunda varlığı kabul edilen fakat kıyımlarla yok edilmek istenen Aleviler, cumhuriyetin kuruluş mücadelesinde, canı-malı pahasına her şeyiyle büyük katkılar koymalarına rağmen, yukarıda bahsedilen kıyımlarla birlikte, büyük bir travma yaşadılar. Devletin laik olmaması, bir dinin devasa örgütlenmesinin kurumsal yapısını bünyesinde taşıması ve buna önemli bakanlıkların bütçesinden de büyük kaynak aktarmasıyla birlikte, alevi toplumunun tüm değerlerinin yasaklanması, bu dışlanmışlığı zihinlere taşıdı. Bizans İmparatorluğundan gelen, ardılı Osmanlı İmparatorluğunda devam eden, tarihsel süreçte Alevi kıyımlarına gerekçe uydurmak için atılan iftiralar; her toplumsal zeminde Alevi toplumunu küçük düşürmeye, onları kendi değerlerini sahiplenemez hâle getirecek olumsuz toplumsal yargıların beslenmesi, tüm bu devletlerin, resmi ideolojilerinin paradigmalarıdır. Tüm kıyımlar, yasaklamalar, saldırılar ve İslami zeminde asimile edilerek bünye içinde eritme politikaları Alevi toplumunu kendi öz örgütlülüğünü oluşturmaya götüren sebeplerden en önemlileridir. Alevi toplumu büyük oranda, yakın tarihe kadar, legal zeminde, sosyal demokrat politikaları söylemine taşıdığı için CHP’de, sosyalist partilerin kurulması yasak olduğu için de illegal zeminde, TKP, ve 68 gençlik önderlerinin kurduğu sol örgütlerle, bunların devlet tarafından tasfiye edilmesi sonrası, ardılı sol-sosyalist örgütlerde yer aldılar. Başta özellikle MK’ sinin Karadeniz de katledilmesinden sonraki TKP’ nin ve Türk sol-sosyalist örgütlenmelerinin “yurtseverlik-vatanseverlik” söylemi altındaki bazen aleni, bazen de gizli-örtük şovenizmini aşamayan politikaları sonucu bu yapılardan ayrılarak kendi öz örgütlenmelerini oluşturdular. Böylece Türk sol-sosyalist örgütlenmesi, tabanında ve kadrolarında, ezilenlerin önemli dinamik gücünü kaybederek, gittikçe etkisizleşip marjinalleşti. Genel olarak bu eski örgütlerin büyük bir bölümünün, resmi ideolojinin pedagojik eğitimi ve paradigmasının zincirlerini kıramadığı için burada umduğunu bulamayan, Kürtler ve Aleviler büyük oranda bu örgütleri terk ederek kendi öz örgütlerini kurdular. Kürt Ulusal Hareketi ve Modern Demokratik Alevi Hareketi bu şartlar altında doğdu. Burada konumuz bağlamında bizi ilgilendiren konu,bu yeni örgütlenmeleri oluşturan kadroların, eski örgütlerindeki zafiyetlerini, kısmen de olsa beraberinde taşımalarıdır. Tüm bu zaafların bilince çıkarılması ve giderilmesinin yöntemi, bunları kolektif üretimin zenginliğinde, etkili ve nitelikli örgütlenme zeminini yaratacak tüm kurum ve kadroların geniş katılımlı birliğini sağlamaktan geçtiğini görmemiz gerekiyor.
Kadim yol örgütlenmesi, başta Anadolu ve Avrupa olmak üzere tüm kurumsal yapılarını, nitelikli bir kurumsal kimliğe dönüştürememiş, ismi var cismi yok bir örgütsel ağı aşmaktan hayli uzak görüntü vermektedir. Bu niteliği ile varmış gibi görünen bir örgütlülük, aslında pratikte sınandığında etkisi, maalesef umut kırıcı bir yanılsamadan ibarettir. Devletin kendisine pek dokunulmayan protestolardan çok, kendisine dokunulan eylemlilikleri yapmak, örgütsel niteliği ortaya çıkaran pratik bir sonuçtur. Bunu gerçekleştirmekten uzak bir örgütlülük, nitel ve nicel etkinlikten uzak bir yapıyı ortaya koyar.
Aleviliğin, Anadolu’daki son büyük Alevi-Kızılbaş direnişlerinden bu yana süren örgütsüzlüğü şu an hâlihazırdaki tüm kurumlarına rağmen hâlâ devam etmektedir. Bu topraklarda çok önemli bir politik potansiyel dinamiğe sahip olmalarına rağmen, tarihsel süreç içerisinde, değerlerindeki çarpıtmaların, içsel-dışsal çapraz asimilasyonun etkisiyle var olan kurumsal yapısını nitelikli bir örgütlülüğe taşıyamamaktadır.
Otuz iki yıl sonra ancak gerçekleştirilebilen bir anma etkinliği ve bu etkinliği alelacele yaparak alandan hızla uzaklaşmak zorunda kalan bir örgütsel yapı, bu topluma kurumsal örgütlü bir güveni değil, ancak güvensizliği aşılar. Bin yıllarca acı çekmiş bir topluma, örgütlü bir toplum olma onuru ve güvencesini sağlamak yerine, güvensizliğe ve kaygıya neden olacak kurumsal yapıları ve örgütlülüğü oluşturamamak, başta bu örgütlerde görev alanlar dâhil hepimizin asla affedilemez hataları olacaktır.
Bu yazı başta Alevi-Kızılbaş ve Bektaşi dernekleri, federasyonları ve konfederasyonları olmak üzere tüm Alevi örgütlenmelerinin yöneticileri, üyeleri, Alevi Aydınları, yazarları, araştırmacıları, akademisyenleri, sanatçıları, ocak pirleri, dedeleri, dergâh postnişin ve görevlileri de dâhil tüm canlara hitaben yazılmış bir çağrıdır. Demokratik Alevi örgütsel yapılarını, nitel ve nicel sıçrama yaratarak ileri bir aşamada, etkili ve topluma güven verecek bir üst birlik örgütlenmesine taşımak zorundayız. Akademik disiplinle bunun bütün etkili kurumsal yapılarını ve işleyişini sağlamak zorundayız. Kadim yolumuzun değerleri üzerindeki örtüleri, çapraz asimilasyonun tüm yanılsamalarını ve çarpıtmalarını temizleyecek akademilerimizi ve enstitülerimizi bilimsel disiplinle oluşturmak ve yaşama geçirmek zorundayız. Doğa’nın, dolayısıyla tüm canlıların ve insanlığın ekolojik geleceği için, doğrunun, mazlumun, ezilen ve sömürülenin yanında etkin yerimizi almalı, politik duruşumuzu etkinleştirmeli ve netleştirmeliyiz. Etkinliğimizi sadece yaşadığımız topraklarda değil tüm dünyada sergileyecek örgütlülüğümüzü yaratmalıyız. Kadim öğretimiz bu değerler üzerinde yükseliyor. Bu değerler insanlığın ulaşabildiği en yüce değerler olduğu içindir ki, bin yıllarca, tiranlar, imparatorluklar, diktatörler bu değerleri yok edemediler.
Bir federasyon düşünün ki, genel başkanı demokratik bir anma etkinliğine katılmak için yurda gelir gelmez hava alanında hiçbir haklı gerekçeye dayanmayan bir keyfilikle gözaltına alınıyor ve kurumsal yapısından hiçbir tepki çıkmıyor. “Eğer aynı gün serbest bırakılmasaydı tüm Türkiye’de büyük protesto eylemleri olacaktı” şeklindeki söylentiler ne kadar gerçeği yansıtıyor bilmiyorum fakat, bu tepkileri vermek için gözaltı sonucunu beklemenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Varsa böyle demokratik tepki, etkin bir şekilde hemen verilebilmelidir. Yine alevi yol örgütlenmesinin önemli bir mürşidi olan, Alevi yolunu, küllerinden bin bir emek ve gayretle yeniden yapılandıran, tüm Anadolu da yaşayan canların ulu piri Abdal Musa’nın Antalya’nın Tekkeli köyünde kurduğu tarihi mirasımız taş ocağına kurban edilmek isteniyor. Değerlerimize yapılan bu saldırıya karşı, duyarlı bir avuç insanımızın oluşturduğu tepki dışında Alevi örgütsel yapımızdan bölgesel şubeleriyle destek olmak dışında örgütleyici bir ses çıkmıyor. Sadece destek olmak değil bizzat tüm gücüyle bunun örgütleyicisi olunmalıdır. Kurumsal kimliğinin ona yüklediği en temel görev değerlerine en etkin bir şekilde sahip çıkmaktır.
Yani insan düşünmeden edemiyor. Bu örgütlerin demokratik tepkilerinin oluşması için, değerlerimize ne tür bir saldırı gerçekleşmelidir? Anadolu’da yirmi milyonlarla ifade edilen bir Alevi nüfustan ve bunun örgütlülüğünden bahsediyoruz. Nasıl oluyor da böyle büyük bir kitleye sahip olan kurumsal ve örgütsel yapılarımız bu kadar etkisiz kalabiliyor? Ankara’da yüz binleri toplamak ne kadar önemliyse, Maraş’ta, Sivas’ta, Antalya’da da bu kalabalığı toplamak o kadar önemlidir. Eğer Maraş’ta bin kişiyle değil de yüz binlerle, kurumsal disiplinli, örgütlü bir toplumun güvencesinde anmayı gerçekleştirebilseydik, o beş yüz kişilik gurup yüzünden alelacele alanı terk etmek zorunda kalınır mıydı? Hedef ve eylem tarzı doğru seçilmelidir. Bunun içinde nitelikli bir örgütsel işleyişi, tabanda en son bireye kadar oluşturulacak etkin kurumsal bir yapı oluşturulmalıdır. Bu yapı Alevi toplumu dışındaki demokratik örgüt ve yapılarından da destek bulmak istiyorsa –ki öyle olması gerekir-, kurumsal olarak sadece Alevilerin sorunları ile değil, diğer demokratik hak arayışlarına da etkin katılım göstermelidir. Dışarıdan bakıldığında devasa gibi görünen yurtiçi ve yurt dışı alevi örgütlenmelerinin, nitel bir örgütlülükten hayli uzak olduğu görülüyor. Tüm bunlar bize kurumsal yapılarımızı ve örgütlülüğümüzü tekrar gözden geçirmemizi, kurumsal ve örgütsel önderlerimizde dâhil olmak üzere, yazar, çizer, akademisyen, araştırmacı, sanatçı ve aydınlarımızın büyük bir birlik ceminde bir araya gelerek bu sorunlarımızı konuşabilmenin ve çözüme kavuşturabilmenin yollarını, yöntemlerini aramamızı gerektiğini hatırlatıyor. Alevilik; komünün üst yapısı olarak klasik yaşam alanını, yani feodal üretim ilişkilerinin belirlediği “köy komün örgütlenmesinin” fiziksel zeminini önemli oranda kaybetmiştir. Fakat modern üretim ilişkilerinin örülü olduğu yaşam formunda, kadim öğretisinin ileri bir aşamasına evirilebilir. Kadimden beri binlerce kez sınanarak, adeta yaşamın pratiğinde damıtılıp arınarak oluşmuş öğretilerini, çağımızın üretim ilişkilerinin farklılaşmasına göre şekillenen şehirleşmiş ve o oranda da kapitalist üretim ilişkileri içinde bireyselleşmiş yaşam formunda etkin kılacak yapıyı yaratabiliriz. Bunu da bu öğretinin insanlık için yarattığı tüm kazanımları değerlendirmesini bilen, üretici güçlerin değişimiyle şekillenen toplumsal yapıları ve bunların üstyapılarının şekillendirdiği sistemleri analiz edebilen, diyalektik metodu kavramış birikimli kadrolar gerçekleştirilebilir. Tüm bunlar nitelikli kurumsal yapılarının ve bunlara bağlı olarak bilimsel disiplin ile çalışan enstitü ve akademilerin hayata geçmesi ile yaşam bulabilir.
Web’te sorguladığımızda Alevi Akademisi adında bir kurumsal yapının olduğu görülüyor. Siz hiç Alevi Akademisinden çıkmış, derdimize derman bir yayın, kitap, yol için önemli bir tez, yol öğretisine girmiş hurafeyi deşifre eden bir araştırma sonucu gördünüz mü? Böyle bir kurum varsa ve biz bunun faaliyetlerinden haberdar değilsek, bu kurumun etkinliği hakkında ne düşünürsünüz? Bırakın Alevi toplumu dışındakilerin Alevilere attığı iftiraları, Alevilerin kendi içinde bile bir sürü hurafeye inanan, toplumu katliamlara korumak amacıyla yolumuza gizem-örtü amacıyla alınmış değerleri sorgulamadan taparcasına inanan insanlarımız var. Kurumsal disiplinle çalışan bir akademimiz olsaydı, şimdiye kadar bunlar gibi yüzlerce konunun aydınlatılmış olması gerekirdi. Alevi akademisinden maalesef böyle bir çalışma ve üretim görülmüyor. Fakat kendi imkânlarıyla bireysel üretim yapan değerli araştırmacı-yazarlarımızdan önemli çalışmalar kamu oyununa sunuluyor.
Bu kadar büyük bir kitleye, bin yıllardan ve bin bir badireden süzülerek gelen ve “tarihi köy komününün üstyapı örgütlenmesi” olan kadim değerlerimizin böyle bilimsel disiplinle çalışan bir Akademik kuruma ihtiyacı vardır. Bu kurumumuza, değerlerimiz üzerinde araştırma yapan tüm akademisyenler, yazarlar, kültürel üretim yapan tüm araştırmacılar üye olmalıdır. Bu araştırmacıların üretimlerine, bu üretimlerin yayımlanmasına, kamuoyuna ulaştırılmasına, dolayısıyla toplumumuza yönelik bir aydınlanmayı da gerçekleştirilmesine akademik zemin hazırlanmalıdır.
Özgür zihinlerin oluşturduğu kolektif üretim ya da akıl, bireysel üretimi ya da akılı da kapsadığı için ondan daha zengindir. Alevi toplumu, otantik değerleri ve öğretisinin ona kazandırdığı, düşünsel üretim açısından özgür bir toplumdur. Bin yıllarca semavi dinlerin insanı, yüce tanrının yeryüzündeki günahkâr kulları kertesine indirgeyen öğretilerinin sarmalında asimile edilmek istemesine rağmen, kadim öğretisinin değerlerine ne kadar sahipse, bu asimilasyondan o kadar uzak ve o kadar düşünsel özgürlüğe sahiptir. Böyle bir Akademimizin özgür bir toplum olan Alevilerin düşünsel üretiminde ve bunun sonucu olan toplumsal gelişiminde, nasıl bir sıçrama yapacağını görmek için kâhin olmaya gerek yoktur. Oysa insanlarımızın çok büyük bir bölümünün evlerine, bırakın inceleme-araştırma yayınlarını, kurumsal bir takvimimiz bile girmiyor. Mevcut kurumlarımızın tüm canlarımıza yönelik böyle kapsamlı bir eğitim çalışması maalesef görünmüyor.
Doğanın diyalektiği, tabiatta boşluğa yer olmadığını gösteriyor. Her şey, devinim ve değişim halindedir. Fakat iradi müdahaleler bu değişimleri olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilir. Canlılar içinde iradi müdahale gösterebilen en yetkin varlık insan olduğuna göre, dileğimiz tüm insanlığın, hatta daha geniş kapsamıyla tüm eko-sistemin ve bu arada bunun bir parçası olan insanın, daha mutlu, daha özgür geleceği için, olumlu iradi müdahalelerin galip gelmesidir… Bu makale 40 kez okundu
DİĞER YAZILAR
|